4 Şubat 2013 Pazartesi

William Sheakspere


 Yaşadığı şehirden, bulunduğu ortamdan kısacası yaşantısından sıkılan
bir adam, cebindeki az miktar para ile yanına hiçbir şey almadan bulunduğu kenti terk edip daha önce hiç bilmediği bir ülkeye gitmiş.
Oraya henüz alışmaya çalışırken birden bir ses duymuş. Bir çığırtkan, avazı çıktığı kadar meydanda bağırıyormuş:
 - Tiyatro! Gelin! Kaçırmayın! Bu akşam Tiyatro!...
 Adam hayatında hiç tiyatroya gitmemiş ve inanılmaz derecede merak
etmiş. Biletin nereden alındığını öğrenmiş. Bilet fiyatı cebindeki tüm para kadar olmasına rağmen hiç tereddütsüz bileti almış. Başlamış merakla oyunu izlemeye.
 Oyun bitmiş, herkes dağılmış ve bizim meraklı öylece kalmış, izlediği
muhteşem oyun karşısında. O sırada temizlikçi tarafından salon boşaltmak için ikaz almış. Adamsa:
 - Bana müdürünüzün yerini söyler misiniz? Onunla bir şey konuşmam gerek... demiş.
 Seyrettiği oyunun etkisi ile müdür ile konuşmuş ve ne olursa olsun, ne
iş olursa olsun buranın bir parçası olmak için çalışmak istediğini belirtmiş. Müdür çok şanslı olduğunu, şu sıralarda bir temizlikçi aradığını fakat önce onu denemesi gerektiğini ifade etmiş ve denemek üzere aylardır el değmemiş bir kütüphanenin temizliğini uygun bulmuş.
 - İşte burayı temizle. Eğer beğenirsem seni işe alırım... demiş ve gitmiş.
 Tiyatro aşkının verdiği şevk ile temizlik beklenenden kısa sürede bitmiş. Müdür odayı görmeden adamın samimiyetine inanmamış. Onu diğerleri gibi işi savsaklayan biri sanmış. Fakat odanın temizliğini görünce hayretler içinde kalmış. Aylardır içeriye girilmeyen oda gıcır gıcır oluvermiş. Müdür bu çabuk ve becerikli adamı işe almaya karar vermiş.
 - Tamam seni işe alıyorum
 - Fakat benim yatacak yerim yok.
 - O zaman burada yatarsın ve işe daha erken başlarsın.
 İstediği olan tiyatro tutkunu, huzurlu bir şekilde odayı terk ederken müdür.
 - Adın neydi senin buraya yazalım... demiş.

Aldığı cevap ise;
 - William! William Sheaksper!... olmuş.

3 Şubat 2013 Pazar

Dostluğun bittiği an

Seni soracaklar ilerde bana ..
Nerde diyecekler..
Nerde uğruna kendinden hatta bazen ailenden vazgeçtiğin kişi  ?
Hayatına sebep olann kişi hani_
Onsuz olmaz dediğin, birlikte yeyip içindiğin
Birlikte gülüp ağladığın,
0nun için onca sıkıntı çektiğin kişi ?

Bi zamanlar onun için bizi sildiğin kiişiii hani;
 nerdeeee dostum nerede diyecekler ..
Biraz gülümseyerek biraz da tepkili bi şekilde ..
Yine kızacağım onlara..
Laf söyletmiyorum ya sana ..
..hala seviyorum falan ya
.Sonra gülecekler..

O gitmiş sen hala aynı kafasın yeter artık diyecekler sonra..
Değmedi onca şeye,
Tutmadı verdiği sözleri,
Veee Hayatının en önemli zamanında,
Çekip gitti ardına bakmadan ..

sen hala nasıl böyle düşünebiliyorsun diye kızacaklar sonra..
Haklı oldukları içn susacağım yine..
Anlatamıcam beni sırtımdan vuruşunu,
Ve söyleyemicen hala kendini haklı bulduğunu..

Anlayacağın ;
Dilim yine varmayacak seni kötülemeye..
Ve en son ;
Ben onu Allah'a havale ettim diyeceğim;
inanmayacaklar..
Onları bilmem ama sen inan;
Ben seni Allah'a havale ediyorum ..

          Çağla Nur Kaya

Körebe


 Anlamlarımı yitirdim bu gece.Zaferim beklemek oldu.Sıradan saydım ağzıma yakışmayan küfürleri.Sana ise hiç yakışmadı.Ağladım sesimi duyan olmadı.Yalnızım.
 Hep yalnızlıklarımda boğuldum zaten.Acıyla donattım her köşeyi.Boğazımı yakmadan geçemedi adın.İsmin başkasına hiç yakışmadı sanki.Başkası bile aynı isimde sana benzerdi. Yüreğim!...Yüreğim nerdesin?.Sensizken içimde atan bir şey duruyor.Dünyam kararıyor.Bekliyorum.İnatla bekliyorum.Ama yorgunum inan bana hem de çok.18imde 80 hissediyorum kendimi.Dalgalar vuruyor kıyılarına aşkımın.Aşkımsa çoktan açılmış okyanuslara.Bir denizci gibi ufka dalıyorum yani gözlerine.Oysa renkli değiller ama deniz gibi engindir gözlerin senin.
 Senin yalanlarına susuyorum.Acıkıyorum mutsuzluğuna, karmaşana...Avuçlarım açık bekliyorum.Gelip de sevgi kırıntıları sadaka edersin bana diye.O dünyalara sığmaz aşkına inat,bir parça bile ikram etmedin bana sevgimizden.Benim olanı bana vermedin.Bencilsin.Anneyle çocuğunu ayırmak gibi bu.Vicdansızlık!Yarim nerelerdesin? Nasıl bir oyun bu yine?Hangi direğin arkasındasın?Saklambaç mı yoksa bu defa?Belki de körebe..

Cep Telefonu Atasözleri

Pire itte, cep telefonu yiğitte bulunur.
Yiğidin cep telefonu meydandadır.
Alışmadık cepte telefon durmaz.
Anadan geçilir, cep telefonundan geçilmez.
Ey cep telefonlu Türk Gençliği...
Arsızın yüzüne tükürmüşler,"Kapsama alanı dışındayım"demiş.
İnsanı dert, cep telefonunu kart öldürür.
Bir cep telefonlu Türk dünyaya bedeldir.
At ölür meydan kalır, yiğit ölür cep telefonu kalır.
Boşboğazı cehenneme atmışlar,"cep telefonum nerede?" demiş.
Çingeneye beylik vermişler, önce cep telefonu almış.
Cep telefonlu çoban, yoksul beyden yeğdir. .
Denize düşen cep telefonuna sarılır.
Dilenciye cep telefonu vermişler, kartını beğenmemiş.
El elin eşeğini cep telefonuyla arar.
Erkeğin kalbine giden yol cep telefonundan geçer.
Haydan gelen cep telefonu faturasına gider. .
Ben sporcunun zeki, çevik, cep telefonlu ve ahlaklısını severim.
Ayranı yok içmeye, cep telefonu ile gider çeşmeye...
Görmemişin cep telefonu olmuş, tutmuş antenini koparmış.
Cep telefonuyla konuşana yılan bile dokunmaz.
Sakla kontörünü, gelir zamanı..
Zorla telefon edilmez.
Ye cep telefonum ye...
Ummadığın cep telefonu baş yarar.
Panasonic G 600 ‘le yatan Ericsson 688 ’le kalkar.
Sora sora cep telefoncu bulunur.

Doğumgünü Hediyesi


Fırına geldiğimde ortalıkta ekmek görünmüyordu. Eski bir dostum olan fırıncı,"Biraz bekleyeceksin hocam," dedi.
 "İki-üç dakikaya kadar çıkartıyorum."
 Kenardaki tabureye oturup beklemeye koyulurken, içeriye yaşlıca bir adamın girdiğini gördüm. Eskimiş ceketinin sol yakası altında bir madalya parıldıyor ve yürürken hafifçe topallıyordu. Selam verdikten sonra, fırıncının tezgahına yaklaşarak, "Ekmeklerimi alayım," dedi.
 "Benim ikizler acıkmıştır."
 Fırıncı, adamın kendesine uzattığı torbayı alarak tezgahın altına eğildi ve bir gün öncesine ait olduğu anlaşılan ekmeklerden dört-beş tane çıkardı. Ben o arada oturması için kendi yerimi o adama vermiş, tezgahın yanına iyice yaklaşmıştım. Ekmeklerden birkaç tanesinin şekli değişmiş, katılaşmış, taş gibi olmuştu.
 Fısıltı şeklinde fırıncıya sordum.
 "Neden taze ekmeği beklemesini söylemiyorsun? Biraz sonra çıkacak ya!.. "
"Bayat ekmekleri kendisi istiyor." dedi fırıncı. "Çok fakir olduğundan, ona yarı fiyatına veriyorum." 
 "Kim bu adam?"diye sordum.
"Kore gazilerinden " dedi. "Oğluyla gelini bir trafik kazasında vefat edince, ikiz torunlarını yanına almıştı. Yıllardır onlara bakıyor, hem de çok az bir maaşla."
 Fırıncının anlattıkları karşısında içimin yandığını hissediyor ve ufak da olsa bir şeyler yapmak istiyordum.
 "Aradaki farkı ben vereyim," dedim. "Hiç olmazsa bugün taze ekmek yesinler."
 Fırıncı, teklifimi kabul etti ve biraz sonra da, fırından yeni çıkan taze ekmekleri adamın torbasına doldururken şekli bozuk, bayat ekmekleri de tezgahın altına koydu.
 "Çok şanslısın hacı amca," dedi. Çocuklar için sana bugün pasta gibi ekmek vereceğim."
 Yaşlı adam, bir evlat sevgisiyle kucakladığı torbayı göğsüne bastırırken. "Allah, senden razı olsun evladım" dedi.
 "Bugün onların doğum günü olduğunu nereden biliyordun?" 

Askerin İsteği

Çanakkale harbi sırasında saf ve temiz bir asker, emir eri olarak ayrılır komutanı tarafından. Fakat Askerin gönlü emir eri olmaya razı değildir ama askeri kurallara riayet etmek zorundadır. Harp kızıştığı bir sırada Asker dayanamaz komutanına çıkarak ; “Komutanım, bizim köyde imamdan duymuştum. Düşmana karşı şehit olanlara Allah huri kızı veriyormuş. İzin verin bende savaşıp vatanım için, Allah için şehit olup huri kızı kazanayım” diye ricada bulundu… Komutan askere bakıp söylediği sözlere gülerek “Hadi git işine bak ” diyerek başından savar. Asker birkaç gün sonra yine komutana çıkar yine aynı sözleri tekrarlar, cephede düşmanla çarpışmak istediğini söyler. Komutan Askere acır, çünkü giden geri gelmiyor.”Oğlum başka işin yok mu senin ” diye söylenir. Asker; “Komutanım; ben fakir bir köylüyüm. Köyde bana kız vermezler. Fakirim diye hor görüyorlar. Ne olur izin verin, belki şehit olurum ve huri kızıyla evlenirim ” diye yalvarır. Bu yalvarış günlerce böyle devam eder.. Komutanın canı iyice sıkılmıştır. “Hadi git huri kızı ile evlen bakalım “diyerek onu cephenin en ön saflarına gönderir. Aynı gün ön safta çarpışan Mehmetçik alnına yediği tek kurşunla şehit olur. İki taraf için yaralı ve ölüleri taşımak için verilen arada, komutan cesetler arasında kendi Askerini, yani emir erini görür. Üzülür, canı sıkılarak “Bu kadar ısrar etmesi bunun için miydi ” diye düşünür. Sonra Mehmetçiğin cesedine yönelerek sinirli bir şekilde seslenir. “Aldın mı huri kızını ha,aldın mı ? ” der. Bu sırada bir mucize gerçekleşir. Yerde yatan cansız Mehmetçik sağ elini havaya kaldırarak iki parmağını gösterir komutanına ve “Hem de iki . tane ” der ve kalkan eli hemen geri düşer.

Yasak Düş(tüm)


her şey bir garip bugünsen garip ben garip
kafesteki kuş,sofradaki aş garip
birşeyler var yolunda olmayan biliyorum
ama neee..?
sen mutlu ben umutlu
ama birşeyler var
bir korku var yüreğimde
ılık esen bu rüzgar içimi donduruyor
bir sessizlik var ikimizdede
fırtına öncesi gibi
umutluyum ama huzurlu değil
bugün yada yarın birşeyler olacak
biliyorum ve ayrılık gelecek
gel yanıma uzan diyorsun
oysa ben yanına ölmek istercesine
kalmak istiyorum
saçında bir tel yüzünde bir ben
ve kendimde bir sen olmak istercesine ölmek istiyorum
mutlu bir ölüm yok derdi şaiir
şu anda ölmek yani ellerim sarılmışken bedenine
ve yüzün göğsümde uzanmışken sen
saclarını koklayarak
ve o can alıcı gözlerine bakarak ölmek
mutlu bir ölüm varmış be şaiir
demek istiyorum.
sen dışında ben içimde tir tir titriyoruz.
ürkek bir güvercin edası var titreyişinde
sende yasağa batmış bir düşün korkusu..
bende beş yaşındaki bir çocuğun,
annesinin terkine uğrama korkusunun titrekliği....